İnsanlık tarihi, üç semavi dinin temelini oluşturan kutsal kitaplarda, Tevrat, İncil ve Kuran-ı Kerim’de, Adem ve Havva’nın soyundan türediği anlatılır. Geliş sırasına göre; Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam olmak üzere, bu üç büyük din insanlığın Adem ve Havva’nın soyundan geldiğini kabul eder. Bu bakış açısı, geçmişten günümüze genellikle kabul görür ve insanlık tarihinin ilk dönemleri ile sürekliliği hakkında bizlere önemli bir çerçeve sunar. Adem ve Havva’nın soyundan türeyen insanlık, dünya üzerinde geniş bir coğrafyaya yayıldı. Bu demografik yayılım, çok sayıda dil, kültür ve ırkın ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Günümüzde dünyada, yaklaşık 5000 etnik grup ve 200 civarında bağımsız devlet bulunmaktadır.
İlk çağlarda, küçük topluluklar halinde yaşayan insanların nüfusu arttıkça, zamanla sosyal çatışmalar ve sorunlar kaçınılmaz bir hale geldi. Bu durum, yeni bölgelerin keşfi ve yerleşimi için geniş çaplı göçleri başlattı. Ancak zamanla denizciliğin gelişimi, Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avustralya gibi yeni kıtalara ulaşmalarını sağlamıştır. Bu süreç, insanlığın genişlemesi ve farklı kültürlerin etkileşimi açısından büyük bir öneme sahiptir.
Dünyamızın jeolojik tarihinin 4.55 milyar yıllık bir süreye sahip olduğunu bilmekteyiz. İnsanlık tarihi ise tahminen iki yüz bin yıl civarındadır. Bu tarihsel sürecin son iki yüzyılına bakıldığında, 18. yüzyılda sanayi devrimi ile tanışan insanlık, telgraf, telefon, radyo, sinema, fotoğraf makinesi, buharlı gemi, tren ve otomobil gibi endüstriyel ve teknolojik buluşlar ile tanışmıştır. Bu durum, insan topluluklarının küresel çapta iletişim ve etkileşim yeteneklerini önemli ölçüde genişletmiştir. Sanayi Devrimi, hayatımızı kolaylaştıran teknolojik ilerlemeleri getirdiği gibi, sosyal ve ekonomik dinamikleri de dönüştürmüştür. 18. yüzyılın sonlarına kadar dünya nüfusunun büyük çoğunluğu kırsal bölgelerde ve köylerde yaşarken, sanayileşme ile birlikte şehirler önemli bir nüfus merkezi haline gelmiştir.
Bu demografik değişim, insanların sadece fiziksel mekanlarını değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel yaşamlarını da köklü bir şekilde etkilemiştir. Alışılagelmiş çevrelerinden ve sosyal ağlarından ayrılan insanlar, kentsel yaşamın getirdiği yeni düzene adapte olmak zorunda kalmışlardır. Tarihsel süreç içinde bu devrim niteliğindeki değişimler, insanlık için hem büyük fırsatlar hem de önemli zorluklar sunmuştur. Teknolojik ilerlemeler insan hayatını kolaylaştırırken, sosyal ve ekonomik yapıları da dönüştürmüş, beraberinde yeni ve ciddi sosyal sorunları da getirmiştir.
İnsanlık tarihine damga vuran çatışmacı ve savaşçı eğilimler, insanlığın kendisi kadar eskidir. Geçmişte sürekli olarak savaşlara ve yıkımlara yol açmış olan bu eğilimler, insanlık tarihini derinden etkilemiştir. İnsanlık, teknolojik ve sosyal ilerlemeyi hayatlarını kolaylaştırmak amacıyla kullanmayı hedeflerken, ne yazık ki aynı ilerlemeyi, kendi iç çatışmalarını ve çelişkilerini daha da alevlendirecek bir araç haline dönüştürmüştür. Bunun sonucunda milyonlarca insanın hayatına mal olan yıkımlar yaşanmıştır.
Adem ve Havva’nın soyundan gelen insanlık, tarih boyunca farklı düşünce ve yaşam biçimlerini tecrübe ederek çeşitli sosyal dönüşümler yaşamıştır. Bu yaşam biçimlerinin doğurduğu bazı ahlaki sorunlar, insanlık için büyük meydan okumalar oluşturmuştur. Sorunların temelinde, hızla ilerleyen teknolojik gelişmeler ve değişen dünya düzeninin karşısında ahlaki değerlerimizden uzaklaşmamız bulunmaktadır. İnsanlık, bilimsel, endüstriyel ve teknolojik ilerlemelere ayak uydururken bu gelişmelerin ahlaki boyutlarını gözden geçirmekte ve değerlendirmekte yetersiz kalmıştır. Bu sorunlardan bazıları; cinsel yönelimlerin getirdiği problemlar, cinsel sömürü, fuhuş, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması, gelir eşitsizliği ve yoksulluk, savaşların sebep olduğu yıkım, insan hakları ihlalleri, çevre kirliliği ve transhümanizmin olası tehlikeleridir.
Maalesef, mevcut koşullar göz önüne alındığında, gelecekte ahlaki sorunları dahada derinleştireceğini öngörmek zor olmayacak. Bu durum, insanlığın zaten karşılaştığı ahlaki sorunlar kümesini daha da büyütecek. Bu yüzden, bu sorunlara çözüm bulabilecek bir strateji belirlemek, insanlığın en büyük çabası olmalıdır. Bu stratejinin oluşturulması ve hayata geçirilmesi, bizleri bekleyen gelecekteki karşılaşabileceğimiz ahlaki ve etik sorunlara karşı şimdiden tedbirli olmamız gerekmektedir. Ahlaki ve etik değerlerimizi gözden geçirerek güçlendirmeli, bu şekilde gelecekteki potansiyel ahlaki sorunlara karşı hazırlıklı olmalıyız. Toplum olarak da, ahlaki ve etik zorlukları önlemek adına toplumsal değerlerimizi ve normlarımızı güçlendirme çabası içerisinde olmalıyız. Bu sorunları çözümleyecek politikalar ve stratejiler belirlemek, bireylerin ve toplumların sorumluluklarını ve potansiyellerini en üst düzeyde kullanabilmesine olanak sağlar. Bu, gelecekteki ahlaki ve etik sorunlarla baş etme kapasitemizi artırmada kritik bir adımdır.
Adem ve Havva’nın çocukları olarak, günümüzdeki hızlı gelişmelerin beraberinde getirdiği ahlaki ve etik sorunlarla yüzleşmek ve bu sorunlara etkili çözümler bulmak zorundayız. Aksi takdirde, insan yaşamı büyük tehlikelerle karşılaşabilir ve bu gelişmelerin getirdiği faydalardan çok zarar görebiliriz. Bilinçli bir şekilde etik değerlerimizi göz önünde bulundurarak bu sorunlarla ilgilenirsek, gelecekte karşılaşabileceğimiz ahlaki ve etik sorunları başarıyla çözme şansına sahip olur ve böylece insanlığın refah ve mutluluğunu artırabiliriz.
Adem ve Havva’nın izinden giderek, daha adaletli, huzurlu ve sürdürülebilir bir dünya inşa etme görevini omuzlarımızda hissetmenin ağırlığını ve aynı zamanda ayrıcalığını yaşıyoruz. Bu büyük sorumluluğun bilinciyle, geleceğe doğru ilerlemek için tüm gücümüzle çalışıyoruz. Bu asil misyonu gerçekleştirebilmek için bütün enerjimizi sarf ediyoruz. İnsanlık adına, kendiniz ve gelecek nesiller adına, Adem ve Havva’dan miras kalan bu dünyanın korunması ve iyileştirilmesi yolunda bize destek olmanızı içtenlikle bekliyoruz.
İnsalığın ortak atası babamız Adem ve annemiz Havva’yı saygı ile anıyoruz.
Adem ve Havva Derneği Yönetimi